Gündemİşçi HaberSendikal Haber

Seçim Bitti, Şimdi İşçinin Gündemine Dönme Zamanı

Mutlaka okuyun: Bu yazı bir tarafı hedef almak için değil, sahada çalışan işçinin gözüyle yaşanan tabloyu değerlendirmek için kaleme alınmıştır. Seçimler geride kaldıysa, artık işçinin gerçek gündemine dönülmesi gerektiğini hatırlatıyoruz.
Sendikal seçimler yapılır, adaylar yarışır, üyeler tercihini ortaya koyar ve süreç tamamlanır. Ancak seçim bittikten sonra işçinin beklediği şey yeni bir tartışma değil; daha güçlü temsil, daha ciddi çalışma ve daha görünür sonuçtur.

Bir sendikada seçim olması gayet normaldir.

Listeler çıkar, adaylar sahaya iner, herkes kendi ekibini ve kendi düşüncesini anlatır. Kimi kazanır, kimi kaybeder. Bu işin doğasında bunlar vardır. Sandık kurulduysa, üye tercihini yaptıysa, sonuç da ortaya çıktıysa artık yeni bir dönemin başlaması gerekir.

Fakat son günlerde sosyal medyada görülen tablo, işçinin beklediği bu yeni dönemin tam olarak başlayamadığını düşündürüyor.

Bir açıklama geliyor, ardından başka bir açıklama yapılıyor. Bir paylaşımın ardından cevap veriliyor. Sonra o cevaba yeni bir cevap geliyor. Konu uzuyor, tartışma büyüyor, işçinin asıl gündemi ise arada kayboluyor.

İnsan ister istemez şunu soruyor:

Bugün gerçekten konuşmamız gereken konu bu mu?

Çünkü sahadaki işçinin derdi başka.

İşçi sabah servise biniyor, tezgâhının başına geçiyor, vardiyasını tamamlıyor, ay sonunda evine götüreceği parayı düşünüyor. Çocuğunun okul masrafını, ev kirasını, market fiyatlarını, faturaları, vergi kesintisini, fazla mesaisini, sosyal haklarını hesaplıyor.

İşçinin gündemi sosyal medyadaki karşılıklı açıklamalar değil.

İşçinin gündemi geçimdir. İşçinin gündemi haktır. İşçinin gündemi alın terinin karşılığıdır.

Seçim Bittiyse Yeni Sayfa Açılmalı

Seçim dönemlerinde farklı düşünceler olabilir. Bu çok doğaldır. Kimse herkesin aynı listeyi desteklemesini, aynı adayı savunmasını ya da aynı cümleleri kurmasını bekleyemez.

Ancak seçim bittikten sonra aynı işyerinde çalışan, aynı sendikanın çatısı altında bulunan ve aynı işçinin hakkını savunduğunu söyleyen insanların artık aynı hedefe bakması gerekir.

O hedef de çok açıktır: işçinin kazanımı.

Bugün işçi, sendikacılardan birbirlerine cevap yetiştirmelerini değil, kendi adına nasıl bir çalışma yapıldığını görmek istiyor.

Hangi hak için görüşme yapıldı?

Hangi sorun masaya taşındı?

Hangi konuda ilerleme sağlandı?

Önümüzdeki süreç için nasıl bir hazırlık var?

İşçinin duymak istediği sorular ve cevaplar bunlardır.

Çünkü sendikacılık sadece seçim kazanmakla ölçülmez. Asıl ölçü, seçimden sonra işçinin hayatına dokunan işlerin yapılıp yapılmadığıdır.

İşçi Artık Kavga Değil Sonuç Görmek İstiyor

Bugün servislerde, yemekhanelerde, atölyelerde ve vardiya aralarında konuşulanları dinlediğinizde ortak bir rahatsızlık görülüyor.

İşçi, sendikacıların kendi aralarındaki tartışmaları izlemekten yorulmuş durumda.

Bunu açık açık söylemek gerekiyor.

Birçok işçi, “Keşke birbirleriyle uğraşacaklarına bizim sorunlarımızla uğraşsalar” diyor. Bu cümle hafife alınacak bir cümle değildir.

Çünkü bu cümlenin içinde kırgınlık da var, beklenti de var, uyarı da var.

İşçi artık sosyal medyada kimin ne dediğini takip etmek istemiyor. İşçi kendi ücretinin ne olacağını, vergi yükünün nasıl hafifleyeceğini, çalışma koşullarında hangi iyileştirmelerin yapılacağını bilmek istiyor.

İşçinin görmek istediği şey polemik değil, çalışmadır.

Sendikal mücadelede en büyük güç, aynı fikirde olmayan insanların bile işçinin ortak menfaatinde buluşabilmesidir.

Profesyonellik Tam da Böyle Zamanlarda Belli Olur

Bir göreve seçilmek önemli olabilir. Fakat o görevin ağırlığını taşıyabilmek daha önemlidir.

Seçimden sonra yaşanan her tartışma, sadece tartışan kişilerin değil, temsil edilen yapının da görüntüsünü etkiler. İşçi bunu izler. Üye bunu izler. Kamuoyu bunu izler.

Bu nedenle sendikal yöneticilerin dili, tavrı ve üslubu önemlidir.

Elbette eleştiri olacaktır. Elbette fikir ayrılıkları yaşanacaktır. Elbette herkes her konuda aynı düşünmeyecektir. Ancak bütün bunlar işçinin gözünün önünde sürekli bir atışmaya dönüşürse, ortaya çıkan görüntü kimseye fayda sağlamaz.

Ne işçiye fayda sağlar.

Ne sendikaya fayda sağlar.

Ne de tartışmanın tarafı olan yöneticilere itibar kazandırır.

Tam tersine, işçi nezdinde güven kaybına sebep olur.

Gelirler Konuşuluyorsa Sorumluluk da Konuşulur

Son günlerde sendika yöneticilerinin maaşlarıyla ilgili bazı paylaşımlar da işçiler arasında konuşuldu.

Burada kimsenin gelirini hedef göstermek gibi bir niyetimiz yok. Bir görevin sorumluluğu varsa, karşılığı da olabilir. Fakat işçi doğal olarak şunu sorar:

Bu imkânların ve bu sorumluluğun karşılığında işçi için ne yapılıyor?

Asıl mesele budur.

Sendika yöneticilerinin gelirleri işçi tarafından konuşuluyorsa, bunun sebebi sadece rakamlar değildir. İşçi, o makamların karşılığında ortaya ne konulduğuna bakar.

Bugün ortalama bir MSB işçisinin maaşı bellidir. En yüksek işçi ücretleri de bellidir. Hayat pahalılığı ortadadır. Vergi kesintileri ortadadır. İşçinin yaşadığı geçim sıkıntısı ortadadır.

Böyle bir ortamda sendikal makamların ağırlığı daha da artar.

Çünkü o makamlar sadece temsil makamı değildir. Aynı zamanda hesap verme, mücadele etme ve işçinin güvenini koruma makamıdır.

Geçmişte de Aynı Tabloyu Gördük

Bu tartışmalar sadece bugünün meselesi değil.

Geçmiş dönemlerde de şubeler ile genel merkez arasında çeşitli gerilimler yaşandı. Farklı açıklamalar yapıldı, karşılıklı değerlendirmeler kamuoyuna yansıdı.

Bugün de benzer görüntüler oluştuğunda işçi ister istemez aynı soruyu tekrar soruyor:

Ne zaman bütün enerji işçinin sorunlarına yönlendirilecek?

Ne zaman sendikal tartışmaların yerini ortak çalışma alacak?

Ne zaman sosyal medyadaki polemikler yerine sahadaki sorunlar konuşulacak?

Bu soruların cevabı verilmeden işçinin güvenini diri tutmak kolay değildir.

Çünkü işçi aynı filmi tekrar tekrar izlemek istemiyor.

İşçi, “Bir dönem genel merkezle tartışma vardı, şimdi başka tartışmalar var” demek istemiyor.

İşçi, “Bizim adımıza ne yapılıyor?” sorusuna cevap arıyor.

İşçi Zaten Sınırlı Bir Tercih Hakkına Sahip

Sendikal yapılarda işçinin doğrudan belirleyebildiği alanlar çoğu zaman sınırlıdır.

İşçi delegesini seçer. Sonrasında yönetimlerin nasıl şekilleneceği, kimlerin hangi görevlerde bulunacağı daha dar yapılar içinde belirlenir.

Hal böyleyken, seçilen kadroların seçimden sonra kendi içinde anlaşmazlık yaşaması işçi açısından daha da düşündürücü hale gelir.

Çünkü işçi kendi adına hareket edecek kişilerin, en azından ortak meselelerde aynı masada buluşabilmesini bekler.

Eğer bu sağlanamıyorsa, sendikal demokrasinin daha fazla konuşulması da kaçınılmaz olur.

Belki de artık sendika tüzükleri, yönetmelikler ve temsil mekanizmaları daha fazla tartışılmalıdır. İşçinin söz hakkı nasıl artırılır, yönetimler üyeye karşı nasıl daha doğrudan sorumlu hale gelir, bunlar da konuşulmalıdır.

Bu bir kavga başlığı değil, demokratik bir tartışma başlığıdır.

Asıl Gündem 2027 Süreci ve İşçinin Kaybı

Bugün kamu işçisinin önünde çok daha önemli bir süreç var.

2027 yılına ilişkin toplu sözleşme süreci yaklaşırken, sosyal medyada bazı iddialar dolaşıyor. Kamu işletmelerinde çalışan yüz binlerce işçi adına, bazı sendikaların kamu işveren tarafıyla ek protokoller yaptığı yönünde paylaşımlar yapılıyor.

Bu iddialarda HARB-İŞ, YOL-İŞ ve DEMİRYOL-İŞ gibi sendikaların adı geçiyor. Yine sosyal medyada dolaşan paylaşımlarda, 2027 yılı başından itibaren geçerli olacağı ileri sürülen bazı ücret artışlarından söz ediliyor.

Burada bizim kesin hüküm kurmamız doğru olmaz.

Çünkü bu konuda kamuoyuna açık, kapsamlı ve herkesin rahatlıkla ulaşabileceği resmi bir bilgilendirme yapılmadıkça, bu iddiaların doğruluğu veya yanlışlığı net biçimde ortaya konulamaz.

Fakat tam da bu nedenle sendikalara önemli bir görev düşüyor.

Eğer böyle bir protokol yoksa açıkça “Yoktur” denilmelidir.

Eğer görüşmeler varsa kapsamı üyeye anlatılmalıdır.

Eğer bir hazırlık yürütülüyorsa işçiye bilgi verilmelidir.

Çünkü işçi kendi geleceğini sosyal medya iddialarından öğrenmek zorunda kalmamalıdır.

Bilgi boşluğu oluştuğunda söylenti büyür. Söylenti büyüdüğünde güven zedelenir. Sendikal yapılarda en önemli şeylerden biri de güvenin korunmasıdır.

Vergi, Enflasyon ve Alım Gücü Meselesi Beklemiyor

Kamu işçisinin bugün en büyük sorunlarından biri ücretlerin yıl içinde erimesidir.

Yılın başında alınan maaş birkaç ay sonra aynı değeri taşımıyor. Yapılan zamlar kısa sürede hayat pahalılığı karşısında etkisini kaybediyor. Vergi dilimleri nedeniyle işçinin eline geçen para aylar ilerledikçe düşüyor.

Geçmiş dönemlerde vergi diliminin yüzde 15’te sabitlenmesi talebi işçiler açısından önemli bir başlıktı. Ancak bu konuda beklenen sonuç alınamadı.

Bugün de aynı sorun devam ediyor.

İşçi bordrosuna baktığında kesintileri görüyor. Markete gittiğinde fiyatları görüyor. Faturalarını ödediğinde geriye ne kaldığını görüyor.

Bu kadar açık bir tablo varken sendikal enerjinin kişisel tartışmalara harcanması işçi açısından anlaşılır değildir.

Çünkü işçinin beklemeye tahammülü kalmadı.

Alım gücü beklemiyor.

Vergi yükü beklemiyor.

Kira beklemiyor.

Fatura beklemiyor.

Çocuğun okul masrafı beklemiyor.

O halde sendikal mücadele de beklememeli.

MSBİşçileri.com Olarak Durduğumuz Yer Belli

MSBİşçileri.com olarak bugüne kadar seçim süreçlerinde herhangi bir tarafın yayın organı gibi hareket etmemeye özen gösterdik.

Bir listeyi öne çıkarmadık.

Bir başka listeyi hedef almadık.

Ortalığı karıştırmak, polemik büyütmek ya da kişisel tartışmaların parçası olmak gibi bir niyetimiz olmadı.

Bizim açımızdan önemli olan kişilerin kendi aralarındaki hesapları değil, işçinin yaşadığı sorunlardır.

Bu yazı da aynı anlayışla kaleme alınmıştır.

Kimseyi hedef göstermek için değil, işçinin sahada konuştuğu rahatsızlığı görünür kılmak için yazılmıştır.

Bazı sendikacılarımız bu yazıdan rahatsız olabilir. Bazıları eleştirebilir. Bu da doğaldır.

Ancak işçinin tarafından bakıldığında, bu sözlerin söylenmesi gerektiğini düşünüyoruz.

Çünkü sahada konuşulanları yok saymak, işçinin hissettiği rahatsızlığı görmezden gelmek doğru değildir.

Artık Gündem Değişmeli

Bugün yapılması gereken şey çok basit.

Karşılıklı açıklamalarla zaman kaybetmek yerine işçinin gerçek gündemine dönmek gerekiyor.

Ücretler konuşulmalı.

Vergi yükü konuşulmalı.

Çalışma şartları konuşulmalı.

Sosyal haklar konuşulmalı.

2027 süreci konuşulmalı.

İşçinin önümüzdeki yıllarda nasıl bir gelir seviyesine sahip olacağı konuşulmalı.

Sendika yöneticilerinin kendi aralarında yaşadığı tartışmalar ise işçinin gündeminin önüne geçmemeli.

Çünkü seçimler gelir geçer. Görev süreleri de bir gün biter. Fakat o dönemde işçi için ne yapıldığı kalır.

Yıllar sonra kimse hangi yöneticinin hangi paylaşımı yaptığını hatırlamayabilir.

Ama hangi dönemde hangi hakların kazanıldığını, hangi sorunların çözüldüğünü, işçinin cebine ne kadar katkı sağlandığını herkes hatırlar.

Bugün önemli olan kimin kime cevap verdiği değil, işçi için hangi cevabın üretildiğidir.

Bu yazının amacı kimseye akıl vermek değildir.

Ama sahadaki işçinin sesini de görmezden gelemeyiz.

İşçi artık kendi adına daha sakin, daha ciddi, daha planlı ve daha güçlü bir sendikal çalışma görmek istiyor.

Farklı düşünenlerin birbirine düşman gibi davranmadığı, eleştirilerin kişisel tartışmaya dönüşmediği, enerjinin işçinin hakkına yöneldiği bir dönem bekliyor.

Çünkü işçinin derdi belli.

Geçim derdi var.

Vergi derdi var.

Ücret derdi var.

Çalışma şartlarıyla ilgili derdi var.

Önündeki toplu sözleşme süreciyle ilgili beklentisi var.

Bu kadar başlık ortadayken, sendikal tartışmaların kişisel polemiklere sıkışması işçiye iyi gelmiyor.

Seçim bitti.

Şimdi işçinin beklediği şey, tartışmanın büyümesi değil; çalışmanın başlamasıdır.

MSBİşçileri.com / Editörden

“`

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu