Sendikal Haber

Memur Sendikaları Sahada, İşçi Sendikaları Geri Planda Kaldı

Kamu çalışanlarının mali ve özlük hakları için eylem seferberliği

Son dönemde memur sendikaları toplu sözleşme ve bütçe görüşmeleri sürecinde sahaya güçlü şekilde çıkarak, sendikal hareketin en aktif dönemlerinden birini yaşıyor. Memur sendikalarının “masa değil saha” anlayışıyla yürüttüğü eylemler, kamuoyu nezdinde büyük yankı uyandırırken, işçi sendikalarının ise giderek daha pasif bir hale geldiği eleştirileri artıyor.

Türkiye Kamu-Sen Genel Başkanı Önder Kahveci, bu kapsamda Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Dr. Devlet Bahçeli’yi ziyaret ederek kamu görevlileri ve emeklilerin mali–özlük haklarının iyileştirilmesi için hazırlanan ayrıntılı raporu kendisine sundu. Kahveci, görüşmede “2026 yılı bütçe teklifinde kamu görevlileri ve emeklilerin yaşam standartlarını yükseltecek adımların atılması gerektiğini” vurguladı.
Nazik kabullerinden dolayı teşekkür eden Kahveci, ziyaret sonrasında yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı:

“TBMM’de görüşülmeye başlanan 2026 yılı bütçesinde kamu görevlileri ve emeklilerimizin mali ve özlük haklarının iyileştirilmesi için destek istedik. Hazırladığımız ayrıntılı raporu Sayın Bahçeli’ye takdim ettik.”

Bu ziyaret, memur sendikalarının son dönemde yürüttüğü aktif çalışmaların bir örneğini oluşturuyor. Ancak bu tabloya bakıldığında, işçi sendikalarının aynı düzeyde sahada görünmediği dikkat çekiyor.


Toplu sözleşme süreci tıkandı, memur sendikaları sahaya indi

2026–2027 yıllarını kapsayan 8. Dönem Kamu Toplu Sözleşmesi görüşmelerinde hükümetin teklif ettiği zam oranları memur sendikaları tarafından “kabul edilemez” olarak nitelendirildi. Kamu işveren heyetinin ilk teklifi 2026 yılı için %10 + %6, 2027 yılı için %4 + %4 zam oranı oldu.

Memur-Sen, bu teklifin hem enflasyon karşısında yetersiz hem de gelir adaletsizliğini derinleştiren bir adım olduğunu belirterek reddetti. Türkiye Kamu-Sen de aynı şekilde, “Memuru görmeyen teklif masada değil sahada yanıt bulur” açıklaması yaptı.

Bu gelişmenin ardından memur sendikaları hızla sahaya indi. 13 Ağustos 2025 tarihinde 81 ilde “Yetersiz teklife hayır” sloganıyla basın açıklamaları yapıldı. Ardından 18 Ağustos’ta ülke genelinde bir günlük iş bırakma eylemi gerçekleştirildi.
Sendikalar ayrıca 16 Ekim 2025’te TBMM önünde bir araya gelerek, bütçe görüşmeleri sırasında “Emeği gören, hakkı veren bir bütçe istiyoruz” çağrısında bulundu.
Bu eylemde “Memurun bütçesi görülmedi, bütçede memuru görün” sloganı öne çıktı.


Talepler net: Refah payı, taban aylık artışı ve ücret adaleti

Memur sendikalarının ortak talepleri üç başlıkta toplanıyor:
Taban aylığa ciddi artış – Memur-Sen, taban aylıklara 10.000 TL seyyanen artış yapılmasını talep ediyor.
Oransal zam – Sendikalar %25 oranında genel bir maaş artışı istiyor.
Refah payı – Enflasyon ve büyüme oranlarından kamu çalışanlarının da pay alması gerektiğini vurguluyorlar.

Bu talepler doğrultusunda sahada yapılan açıklamalarda “Bu teklif bize masayı değil sahayı gösteriyor” mesajı öne çıktı. Memur sendikaları, hem ekonomik hem sosyal açıdan büyük bir kesimi temsil ettiklerini hatırlatarak, “Milyonlarca memurun emeğini koruyacak bir düzenleme istiyoruz” diyor.


Türkiye Kamu-Sen ve Memur-Sen aynı hedefte birleşti

Her ne kadar farklı konfederasyonlara bağlı olsalar da Memur-Sen, Türkiye Kamu-Sen ve KESK son dönemde ortak bir çizgide buluştu: “Refah payı ve taban maaş düzenlemesi.”

Memur-Sen Genel Başkanı Ali Yalçın, geçtiğimiz haftalarda yaptığı açıklamada “Bütçede memur yok, emekli yok, adalet yok” diyerek bütçe teklifini eleştirdi. Türkiye Kamu-Sen Genel Başkanı Önder Kahveci ise “Kamu çalışanları, enflasyona ezdirilen ücretlerin telafisini istiyor. Bütçe hakkaniyetli olmalı” ifadelerini kullandı.

Bu ortak söylem, memur sendikalarının sahada daha koordineli hareket etmeye başladığını gösteriyor.


İşçi sendikaları ise sessiz: “İki yılda bir işe yarıyorlar, onu da beceremiyorlar”

Kamu çalışanlarının bu kadar organize ve aktif bir şekilde sahaya inmesi, işçi sendikalarının durumu ile keskin bir tezat oluşturuyor.
İşçi sendikaları, toplu iş sözleşmeleri dışında sahada görünürlük sağlayamıyor. Grev kararları ya erteleniyor ya da etkisiz hale geliyor.
Özel sektörde sendikal örgütlenme oranının düşüklüğü, çalışanların hak arama mücadelesini zayıflatıyor.
İşçiler genellikle iki yılda bir yapılan sözleşme dönemlerinde gündeme geliyor, o süreçte dahi kalıcı bir kazanım elde etmekte zorlanıyor.

Bu nedenle kamuoyunda “Memur sendikaları her ay sahada, işçi sendikaları ise iki yılda bir işe yarıyorlar; onu da beceremiyorlar” eleştirisi yaygınlık kazandı.
Son dönemde memur sendikalarının yürüttüğü kararlı eylemler, bu algıyı daha da güçlendirdi.


TBMM önünden yükselen çağrı: “Adaletli bütçe istiyoruz”

16 Ekim’de TBMM önünde yapılan eylem, son yılların en geniş katılımlı memur hareketlerinden biri oldu.
Eyleme katılan sendika temsilcileri, “Kamu çalışanlarının alım gücü eridi, ücret adaleti sağlanmalı” diyerek bütçe teklifinin revize edilmesini talep etti.
Memur-Sen temsilcileri konuşmalarında şu ifadeleri kullandı:

“Bu ülkenin yükünü çeken kamu emekçisinin bütçede karşılığı yoksa, o bütçe adil değildir. Biz emeği gören, hakkı teslim eden bir bütçe istiyoruz.”

Basın açıklamasının ardından sendikacılar Meclis komisyonlarına raporlarını sundu. Türkiye Kamu-Sen, Memur-Sen ve KESK’in hazırladığı raporların ortak noktası, “kamu görevlilerinin reel gelirlerinin korunması ve emeklilere refah payı verilmesi” oldu.


Eylemler devam edecek

Sendikalar, eğer hükümetten tatmin edici bir teklif gelmezse eylemlerin devam edeceğini açıkladı.
Kulis bilgilerine göre önümüzdeki haftalarda bazı illerde yeniden iş bırakma ve meydan mitingleri planlanıyor.
Memur-Sen’in 81 il temsilciliklerinde “bütçe nöbeti” adı altında çadır eylemlerine başlaması da gündemde.

Türkiye Kamu-Sen kaynaklarına göre, 2026 bütçesi Meclis’te kabul edilene kadar saha faaliyetleri sürecek.


Memur sendikaları çalışıyor, işçi sendikaları seyrediyor

Gelinen noktada memur sendikaları yalnızca toplu sözleşme masasında değil, sahada da etkili bir güç haline geldi.
81 ilde yapılan eylemler, TBMM önünde gerçekleştirilen basın açıklamaları ve parti liderlerine sunulan raporlar, sendikal mücadelenin ciddiyetini gösteriyor.
Kamuoyunda “Memur sendikaları gerçekten çalışıyor” algısı oluşurken, işçi sendikaları ise giderek bu dinamizmin gölgesinde kalıyor.

Artan enflasyon, yükselen geçim maliyeti ve taban ücretlerin düşüklüğü karşısında, memur sendikaları kararlı bir duruş sergiliyor.
Ancak aynı kararlılığı özel sektör işçileri adına görmek mümkün değil.
Bu da sendikal mücadelede “aktif memur – pasif işçi” ayrımını daha net hale getiriyor.



2025 sonu itibarıyla memur sendikaları, hem siyasi kanallarla temas kurarak hem de sahada örgütlenerek kamu çalışanlarının sesi olmayı sürdürüyor.
Devlet Bahçeli’ye sunulan rapor ve TBMM önündeki eylemler, bu sürecin somut örnekleri olarak öne çıkıyor.
İşçi sendikalarının ise bu dinamizmi yakalayabilmesi için yeni bir örgütlenme anlayışına ve güçlü bir saha refleksine ihtiyaç duyduğu açıkça görülüyor.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu