Gündem

Tamamlayıcı Emeklilik Sistemi (TES) ve Çalışana Yansıyacak Yük: Uzman Hesaplarıyla Kritik Değerlendirme

Devletin orta vadeli programında tekrar gündeme gelen Tamamlayıcı Emeklilik Sistemi (TES), kısa ifadesiyle çalışanların maaşlarından kesinti yapılarak birikim oluşturmayı öngören yeni bir zorunlu tasarruf modelini içeriyor. Sistemin savunucuları uzun vadede emekli aylıklarını destekleyeceğini iddia ederken; SGK uzmanlarının ve bağımsız ekonomi yorumcularının hesapları, işçi-işveren-devlet üçgenindeki katkı dağılımı ve mevcut ekonomik koşullar göz önüne alındığında çalışandan yapılacak düzenli kesintilerin kısa ve orta vadede ciddi olumsuz etkiler doğurabileceğini gösteriyor.

Aşağıda, sistemin işleyişi, uzman hesapları ve çalışan açısından yaratacağı olumsuz etkiler ayrıntılı şekilde ele alınıyor.


TES nasıl çalışacak? (Özet)

  • TES, çalışanların maaşlarından aylık belirli bir oran kesilerek oluşturulan birikimlere dayanacak ikinci bir emeklilik basamağı olarak planlanıyor.
  • Önerilen katkı dağılımı: Çalışandan %3, işverenden %3, ayrıca devletten %30 oranında destek (hesaplanan tutarın %30’u gibi) şeklinde ifade ediliyor. Bu dağılıma göre çalışan + işveren payı toplamı %6, devlet desteğiyle toplam etkin katkı yaklaşık %36 seviyesine tekabül edecek.
  • Zorunlu katılım öngörülüyor; sistemden cayma/çıkarma ya da kısa sürede paraya erişim seçenekleri sınırlı olabilir.
  • Planlanan uygulama takvimi: 2026 yılının ikinci çeyreği (Nisan–Haziran arası) ihtimali üzerinde duruluyor.

Uzman hesapları — Birikim hacmi ne kadar olacak?

SGK uzmanı Özgür Erdursun’un sunduğu kabullere göre yapılan hesaplama şöyle:

  1. Türkiye’deki çalışan sayısı ≈ 25.000.000 (25 milyon).
  2. Ortalama brüt maaş varsayımı ≈ 40.000 TL (aylık).
  3. Çalışan + işveren toplam katkısı = %6 → aylık kişi başı katkı = 0,06 × 40.000 = 2.400 TL.
    • Aylık 2.400 TL → yıllık: 2.400 × 12 = 28.800 TL.
  4. Devlet katkısı %30 → devlet desteği yıllık: 0,30 × 28.800 = 8.640 TL.
    • Böylece toplam yıllık kişi başı katkı = 28.800 + 8.640 = 37.440 TL.
  5. Tüm çalışanlar için yıllık toplanan fon = 37.440 × 25.000.000 = 936.000.000.000 TL (yani 936 milyar TL).
    • Uzmanın hesabıyla bu yaklaşık 22,8 milyar $ karşılığına tekabül ediyor (kullanılan kura bağlı olarak).
  6. 10 yılda birikim = 936 milyar TL × 10 = 9,36 trilyon TL (≈ 228 milyar $).

Bu hesap, politika sahiplerinin sunduğu parametrelere göre yapılmış bir projeksiyon — farklı ortalama ücret varsayımları, farklı devlet katkısı düzeyleri ya da istihdam sayısı farklılığı, rakamları önemli ölçüde değiştirecektir.


Çalışanlar için doğrudan kısa-orta vadeli olumsuz etkiler

1) Net maaşta somut düşüş — özellikle düşük gelirli için ağır

Çalışandan aylık %3 kesinti, örnek ortalama brüt üzerinden hesaplandığında kişinin eline geçen net maaş üzerinde negatif etki oluşturur. Asgari ücretle geçinenler ve sabit gelirliler için bu kesinti günlük yaşamda harcanabilir gelirin azalması, faturaların ve kredi/borç geri ödemelerinin karşılanmasında zorluk anlamına gelir. Yüksek enflasyon ortamında, bugün yapılan birikimler emekli olana kadar reel değer kaybına uğrayabilir; yani bugün azalan gelir, gelecekte beklenen satın alma gücünü sağlamayabilir.

2) Zorunluluk ve çıkış kısıtları — likidite sorunu

Sistemin zorunlu olması ve belirli bir süre (ör. en az 10 yıl) içinde kalma şartı, çalışanların acil nakit ihtiyaçlarında birikimlerine ulaşmasını zorlaştırır. Hastalık, işsizlik, ailevi acil durumlar gibi beklenmeyen durumlarda “bu para benim demek” mümkün olmayabilir; çalışanlar kısa vadeli ihtiyaçlar için krediye yönelerek ek maliyetlerle karşılaşabilir.

3) Emekliye yansıyacak “ek” düşük kalabilir

Uzmanın verdiği örneğe göre, asgari ücret düzeyinde çalışmış ve sistemde birikmiş bir kişi emeklilikte fondan sadece aylık 500–600 TL ek ödeme alabiliyor şeklinde hesaplanıyor. Bu düzey, bugünkü emekli aylıklarının “çarpıcı” biçimde düzeltilmesi için yeterli değil; yani uzun yıllar çalışanların birikimi beklenen refah artışını sağlamayabilir.

4) Kıdem tazminatı ve sosyal haklar hakkında belirsizlik

Sıkça dile getirilen endişe: Bu tür fonlar ileride kıdem tazminatı ya da diğer sosyal hakların yerine konulabilir mi? Resmi söylemler “kıdem tazminatına dokunulmayacak” dese de uygulama boyunca ileride yapılacak değişiklikler çalışan güvenini sarsıyor. Bir maliyet unsuru olarak ek %3 işveren payı, işveren üzerinde de baskı yaratabilir; orta-uzun vadede işe alım kararlarını etkileyebilir.

5) Fonların yönetimi ve bütçe sürüklemesi riski

Erdursun’un vurguladığı can alıcı nokta: fonların kimin denetiminde olduğu. Eğer biriken fonlar devlet denetimine girerse — ve hükümetler arası geçişlerde bütçe açıklarını kapatmak için kullanılma riski varsa — bu para çalışanların geleceği için değil, bütçe açığını kapatma aracı olarak kullanılabilir. Fonların bütçeye aktarımı ya da kamu harcamalarında “esneklik” olarak kullanımı çalışanların birikim güvenliğini tehlikeye atar.

6) Miras ve hak sahipleri belirsizliği

Sisteme giren bir kişinin vefatı durumunda hak sahiplerinin hakları net değil. Mevcut sosyal güvenlik sistemlerinde hak sahiplerine yönelik düzenlemeler bulunurken, TES kapsamındaki kurallar belirsizse, hane halkı güvence kaybı yaşayabilir.


Makroekonomik ve sosyal etkiler

  • Tüketim azalması: Net gelirdeki düşüş tüketimi kısıtlar; iç talep zayıflar, ekonomik büyüme üzerinde negatif etkiler görülebilir.
  • Borçlanma artışı: Kısa vadeli ihtiyaçlarını karşılamak isteyenler kredi ve taksitlere yönelebilir; hane halkı borçluluğu artar.
  • İstihdam baskısı: İşveren maliyetlerinde artış (işveren payı %3) bazı sektörlerde istihdamı sınırlayabilir veya esnek/taşeron istihdamı artırabilir.
  • Enflasyon-kıyaslaması: Eğer fon getirileri enflasyonun altında kalırsa reel getiri negatife döner; çalışanlar gelecekte beklentilerinin gerisinde kalır.

Ne yapılmalı? Uzmanlardan ve bağımsız ekonomistlerden öne çıkan öneriler

  1. Tam şeffaflık ve hukuki garanti: Fonların nasıl işletileceği, hangi kurallar çerçevesinde kullanıldığı yasayla açıkça belirtilmeli; bütçeye aktarımın yolu kapatılmalı (ring-fencing).
  2. Bağımsız denetim ve yönetim: Fon yönetimi bağımsız profesyonel kurumlara ve düzenli denetime tabi olmalı.
  3. Hak sahipleri ve miras düzenlemesi: Vefat, maluliyet gibi durumlarda hak sahiplerinin korunması açıkça düzenlenmeli.
  4. Kademeli uygulama ve istisnalar: Düşük gelirli gruplar, asgari ücretliler ve kayıt dışı çalışanlar için geçiş düzenlemeleri, muafiyetler ya da devlet destekli tamamlama mekanizmaları düşünülmeli.
  5. Enflasyona endeksleme ve garanti mekanizmaları: Birikimlerin reel değer kaybını önleyecek enflasyona endeksli getiriler veya asgari getiri garantileri tartışılmalı.
  6. Kamuoyu bilgilendirmesi: Sistemin detayları net olarak açıklanmalı; çalışanların bilinçli rızası ve piyasa taraflarının hazırlanması sağlanmalı.

Güven olmadan zorunlu tasarruf tehlikeli olabilir

Tamamlayıcı Emeklilik Sistemi, teoride kamu borçluluğunu hafifletecek ve uzun vadede emekli aylıklarını destekleyebilecek bir araç sunabilir. Ancak mevcut koşullar altında — yüksek enflasyon, belirsiz fon yönetimi, zorunlu katılım ve kısa-orta vadede maaşlara yapılacak kesintilerin yaratacağı tüketim daralması — sistem çalışanlar için ek bir mali yük olarak algılanıyor ve reel fayda şüpheyle karşılanıyor.

Eğer TES hayata geçirilecekse, önce güven tesis edilmesi, şeffaf yönetim ve çalışan haklarının güçlü hukuki teminat altına alınması gerekiyor. Aksi halde, bugün çalışanın cebinden alınan her kuruş, yarın bütçe açıklarını kapatmak için kullanılma riskiyle karşı karşıya kalabilir — bu da sistemin amaçlarına ters düşer.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu